5 Haziran 2017 Pazartesi

Devletler ve Aileler - 8

Devletler ve Aileler - 8
EĞİTİM SİSTEMİNDE KALİTE DÜŞÜKLÜĞÜ
Eski zamanlarda insanların hep daha kötü ve daha niteliksiz bir eğitim aldığı düşünülürdü. Eski zamanlarda bilgisayar, tablet, deney tüpleri, laboratuvarlar, teknik ve fenni gelişmeler olmadığı için halkların genellikle cahil olduğu ve eğitimsiz olduğu kabul edilirdi. Tarih kitapları da hep böyle yazardı. Ancak gerçek şimdikinden çok daha farklı. Geçmiş dönemlerde eğitim alan insanların içerisinden birçok alim, doktor, yazar, şair, mühendis çıkmıştır. Ve çıkan bu insanlar hem tarihe hem de dünyaya büyük icatlar sunmuşlardır. Örnek vermeye kalkar isek bunun gibi en az beş makale yazmamız gerekir. Ancak kısa da olsa birkaç örnek verelim. Mesela garbı ele alalım. Garp’ ta yetişen en önemli bilim adamları Faraday, Tesla, Da vinci, Mikelanj gibi dâhiler. Bunlar özellikle bilim ve teknoloji alanında çok büyük yenilikler ve icatlar ortaya koymuş insanlardır. 



Faraday’ın elektromanyetizma ile ilgili çalışmaları bugün hala üniversiteler de ders diye okutulmaktadır. Faraday bobin ve manyetizma üzerine o kadar çok çalışma ve deney yapmıştır ki; sadece deney raporlarının olduğu kitaplar ciltleri bulmaktadır. Aynı şekilde Tesla başka bir dâhidir. Çok bilinmez ama elektriğin aydınlatma özelliğini ve ampulü bulan aslında Tesla’dır. Tesla üniversite eğitimini bitirdikten sonra özellikle radyo sinyalleri ve enerji üretimi konusunda çok ciddi çalışmalar yapmaya başlamıştı. Hatta dönemin ünlü otomotiv firmalarından Ford, Tesla’ya deneylerini yapabilmesi ve altyapı desteği için bir miktar meblağ ücret bile ödemiştir. Tesla’nın notlarının hala açıklanmaması da ayrı bir garipliktir. Çünkü Tesla elektriği bir noktadan bir noktaya kablosuz bir şekilde iletmeyi başarmıştır. Aynı şekilde sanal bir deprem makinası icat etmiştir. Ettiği bu deprem makinası öylesine güçlüdür ki, deneyi yaptığı esnada laboratuvarlarının olduğu bina az daha çökme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu deprem makinası bir şekilde Amerika’ya kaçırılmıştır. Ve onun yaptığı çalışmaların bir çoğuna da Edison konmuştur. (Edison ve Tesla konusu uzun gideceği için bu konuya fazla girmiyorum. İleri ki zamanlarda bu konu ile ilgili de bir makalemiz olacaktır). Aynı şekilde Da vinci ve Mikelanj’ın mekanik biliminde yaptıkları çalışmalar hala göz bebeğidir. Ve bu insanların yaptıkları deneyler, aldıkları notlar, buldukları formüller, çalışmaları için aldıkları ek notlar bile üniversiteler de ders kitabı olarak okutulmaktadır.


Şark’ta yetişen bilim adamlarına gelirsek sayımız çok daha fazla olacaktır. İbn-i Sina, Ak Şemseddin Hoca, El Cezeri, Ömer Hayyam, Ali Kuşçu, Farabi, Ahmet Yesevi, Mimar Sinan, Piri Reis gibi yüzlerce kişiyi sayabiliriz. Özellikle Ak Şemseddin Hoca’nın notları ve eserleri, bugün Avrupa ve Amerika kıtasındaki Tıp Fakültelerinde ders olarak okutulmaktadır. Ak Şemseddin Hoca’nın doğaya çıkarak topladığı otlar ile, akla ve hayale gelmeyecek türde iksirler, ilaçlar, macunlar, merhemler hazırladığı ve bunlarla insanlara çokça şifa dağıttığı bilinir. El Cezeri tarihimizde bilinmez ama, Artuklu sultanına mekanik aletler yapan Cizre’li bir bilim adamıdır. İlk musluk ve su tesisatı mantığını kuran, ve özellikle günümüzde robotik olarak bilinen bilimin temellerini atmış bir bilim adamıdır. Ali Kuşçu’nun gökbilim, astronomi, geometri alanlarında ki çalışmaları da hala kendi alanının en iyisi olarak kabul edilmektedir. Ömer Hayyam’ı herkes şiir ve şarap sevgisi ile biliyor olsa da, Ömer Hayyam döneminin en mükemmel ve en bilgili geometri ve matematik bilimcilerinden birisidir. Daha bunun gibi nice örnekleri vereceğimiz yüzlerce bilim adamımız, eski dönemlerde aldıkları eğitimler ile hala günümüze etki edebilmektedirler. Peki bu insanlar üniversite eğitimi mi aldılar? Yoksa eğitim için yurt dışına mı gittiler? Yoksa özel üniversitelerde mi okudular? Tabii ki hiçbiri değildir. Geçmiş zamanlar da hanedanlar eğitim sistemi üzerinde etkin değildiler. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu bu etkiden hem çok uzak, hem de kendi çağının çok ilerisinde bir devlet idi. Avrupa’da veba insanları kırıp geçirirken, Osmanlı İmparatorluğu’nun 650 yıllık tarihinde veba salgını sayısı bir elin parmaklarını, ölenlerin sayısı ile iki elin parmaklarını geçmemektedir.  Osmanlı kendi dönemin de kendi bilimini üretirken, Avrupa nesilleri meyhaneler de, sokak başlarında pisliğin, içkinin, fuhuşun, hayvaniyetin bataklığında idiler. Peki nasıl oldu da biz bu noktalara geldik? Aslında cevabı bir kelime ile anlatmak sanırım yeterli olacaktır. “Eskiden Müslüman Türk gençliği ömrünü kütüphaneler de ve darülfünunlar da geçirirdi. Avrupa gençliği ise ömrünü meyhaneler de ve fuhuş yuvalarında geçirirdi. Şimdi ki Türk gençliği ömrünü meyhaneler de geçirirken, Avrupa gençliği kendini kütüphane ve laboratuvarlara kapatmış durumdadır.” Sanırım bu cümle herşeyi anlatmaya yetecektir.

CUMHURİYET DÖNEMİ SONRASI HATALARINDAN BİRİSİ: EĞİTİMDE MATERYALİSTLEŞTİRME
Cumhuriyet dönemi her Türk vatandaşının sevdiği, ülkemizin işgalden kurtulduğu bir Milli Mücadele Dönemi’dir. Bu dönemden herkes şeref duyar, ancak bazı uygulamalar vardır ki ülkemizin gelişmesine çok ciddi sekteler vurmuştur. Bunlardan en önemlisi eğitimde akaid ve ahlakın ortadan kaldırılmasıdır. Unutulmamalıdır ki eğitim bir disiplin işidir. Ve bu disiplini en iyi sağlayacak olan da dini ahlak ve akaid hükümleridir. Osmanlı’da katı bir şeriat düzeni yoktu, ancak eğitimin her safhasın da dini ahlak ve prensipler öğrencilere öğretilirdi. Bu prensipler sayesinde öğrenciler tam bir disiplin içerisin de, eğitimlerine devam ederlerdi. Eğitim tabii ki öğrencinin sorgulaması, sorması, araştırması, incelemesi gibi konuları içerdiği için ahlak ve dini terbiye asla buna karşı çıkmazdı. Yeri geldiğinde padişahı bile sorgulamayı öğreten bu sistem sayesinde İmparatorluk 650 sene ayakta kalabilmiştir. Ama yeni Cumhuriyet dönemi ile birlikte eğitim, o yıllarda Batı modeli olan katı kilise eğitimine benzer bir sistem ile yapılmakta idi. Cumhuriyet kadroları içine sızmış olan ittihatçı kadrolar, eğitim sistemi dahil her şeyi batıdan almamız gerektiğini Kemal Paşa ve etrafındakilere telkin ettiler. O yıllarda çatırdamaya başlayan katı kilise tarzı eğitim sistemini okullarımıza alarak, aslında kendi geleceğimize en büyük darbeyi vurduk. Eğitim sistemini biraz da dinden arındırarak karma eğitim modeline geçilmesi, ve bunun adına da Tevhidi Tedrisat Kanunu denmesi işin ayrı bir komedisidir. Bu eğitim sistemi ile öğretmen adeta tanrı rolü ile öğrencilere eğitim vermeye başladı. Öğretmen geldiğinde ayağa kalkan, oturun dendiğinde oturan, farklı bir soru sordurtmayan, anlatılan dersi herkesin anlaması gerektiğini düşünen katı kilise modeli eğitim Ülkemiz ’in gelişmesine en büyük darbeyi vurmuştur. Bu eğitim sistemi ile yıllarca sorgulamayan, düşünmeyen, araştırmayan, önüne ne konulursa kabul eden, ve en önemlisi insanlar ile görüşleri putlaştıran bir ateist nesiller silsilesi ortaya çıkmıştır. Bu eğitim sistemlerinin eğittiği çocuklar ise 60’lı, 70’li, 80’li yıllarda hanedanlar tarafından uydurulan ideolojilerin peşinden gitmiş, bu ideolojileri adeta put yapmış, ve bu yaptığı putların yıkılmaması için gerektiğinde çocukluk, mahalle, okul arkadaşlarını gözünü kırmadan öldürmüştür. Ülkemizin kara yılları olarak anılan o üç devirde, gençler bu eğitim sisteminin maalesef kurbanı olmuşlardır. Deniz Gezmiş gibi, Mustafa Pehlivan gibi onlarca genç eğitim sisteminin beyinlerinde yarattığı ateist, agnostik, materyalist felsefenin kurbanı olmuşlardır. Unutmayın ki hanedan denilen aileler planlarını 20-30 yıllık olarak değil 100-200 yıllık olarak yaparlar. İttihat ve Terakki partisi nasıl ki Abdülhamit Han’ı tahtından ederek Osmanlıyı batırmıştır, aynı şekilde Cumhuriyet kadrolarının içine sızan ve kendilerine güya Kemalistler diyen insanlar tarafından da Ülkemiz ikinci kere ihanete uğramıştır.

1 yorum:

  1. Hanedanlık, hanedanın kendisi ve çevresinden başka kimseye fayda ve gelişim sağlamaz.

    YanıtlaSil

Biz bu yazıyla size değer kattığımıza inanıyoruz. Yorum yaparak sizde bize değer katabilirsiniz.